25 Ağustos 2017 Cuma

Bir Sebeb

Elinden geleni ardına koymadan acıtmak istiyordu. Geçen zamana aldırmadan, içindekini taze tutup doğan her güneş ile yeniden doğuruyordu varoluşunun getirdiği o garip bütünlükle. En uç noktada birikenleri nasıl attığı gözlerindeki nemli bakışlardan anlaşılıyordu. İtiraflar çerçevesinde bir resimdi gördüğü duvarında asılı duran. Anlaşılmayacak bir dilde eksik olan. Ve görülmeyecek bir renkte. Sade bir şekil ve bir o kadar karmaşık boyutsuzluklarla ile eskimiş, hizasız bir şekilde bekleyen o bütün rüyalarının kalbindeki boşlukları ile doluydu. Geçen bir gün nasıl bitebilirdi ? Yaşanmadan biten bir son nasıl anlatılabilirdi ? Ardında kalanların ne kızgınlığı ne de çaresizliği hatırlanmadan, silik bir ifade ile mi ? Hayır dedi adam İfadesiz bir biçimde kendi kendine. Dokunmak, kelimelerle. Hissettirmek kendini, kendine okutturmak. Daimi bir gelecekte adım atan herhangi bir ayağından birinin hislerine, yüreğine ait olmasını istiyordu. Elinden geleni ardına koymadan, insanların kaçtığı her duyguyu, her durumu ifade ederek acıtmak istiyordu. Hatırlatmak istiyordu insanlara, insan olduklarını. Susmak bilmeyen bir beyin içinde, kelimeler ile boğulup ölmek istemiyordu. Bir mum gibi yanmak istiyordu herkesin karanlığında. Bir sebeb, bir yakarış, bir ses... Bizi biz yapanı keşfedip, okumak istiyordu dünyayı, cümle cümle, sayfa sayfa, bir kitap gibi. Bir devrimci olmaktı onun hayali. Kelimelerle devrim yapmak isityordu. İnsanları olduğu gibi kabullenip, insanlarında bunu yapmasını istiyordu. Ve düşünmelerini istiyordu herşeyden öte...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder