12 Mart 2017 Pazar

Cevapsız Yankılar

Saat : 08.18

Güneş doğdu biraz önce. Herkese dağıttı bir parçasını eksilmediği halde. Gündüzler uzamaya başladı. Geceler kısa anlamlara kaldı yine. Göçler başladı. Kuş sesleri duymaya başladım sabahları. Takvimin yaprakları birer birer eksiliyor. Ne takvimin umurunda ne de bir başkasının.  Kim bilir hangi ağacın bir parçası var o kağıt parçasında, kimler dokunmuş o ağaca, kimler altında gölgelenmiş, Kimler dinlenmiş ?

Ah şu sorular, niye cevaplarınız yok ?. Niye kayboldu şu derinlik ? Sınırlar çizgilerini aştı. Gözyaşları deliksiz uykuya daldı. Ruhum sustu, konuşmuyor sanki. İçim üşüyor.  Rahatlatmıyor işte hiç bir şey, sindiremiyorum ben bu hayatı.

Ne kadar bırakmak istesem de , ne kadar üzülsem de ; bir o kadar daha deniyorum. Hiç bir şeyin daha kötüye gitmemesi için dua ediyorum.

İnsanlık köşesi boş bugünlerde. Ah ninem ne güzel derdin, ne güzel gülerdin.  Ne güzel bakardın. Eskiden her şey daha güzeldi. Kalbinin sesini hiç bir zaman kaybetme. Odur senin yolun. Eğer yolunu kaybettiğini düşünürsen kapa gözlerini, sus ve dinle derdi hep. Dinliyorum ninem, ama duyamıyorum artık bir şey. Atmıyor sanki, karanlık her yer. Kayboldum ben ninem. Bulamıyorum yolumu. Yaşamayı elime yüzüme bulaştırdım ben.

Aşağılarda işkence odalarına uzanan zihnim, kendi kendine işkence ediyor sürekli. Öldüresiye acı çektiriyor. Beyin ölümünün gerçekleşmisini hızlandırıyor. Öğrenilmiş vazgeçememezlik, her şeye rağmen yaşama isteği. Bazen o istek de kayboluyor bende. Aldığım her nefes bana kızgın. Hiddeti korkutuyor beni tutkusuzluğun.

Bazen sanki hiç varolmamış gibi hissediyorum. Hiç yaşamamış gibi. Korkuyorum kendimden. Korkuyorum aslında tamamen vazgeçmekten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder