15 Ocak 2017 Pazar

Belkilerle Dolu Bir Ömür

       Yağmur yağıyor sessiz sessiz. Ağır ağır damlalar düşüyor yere. O kadar narin ki her damla, düşerken dağılacağını bildiği halde dağılmamak için bütün gücünü harcıyor. Her şey ıslanıyor. Yağmurum o eşsiz dokunuşu yetiyor yürekleri ferahlatmaya.
       Kocaman bir park var ilerde, hava kapkaranlık. Bir adam var, yalnız. tek başına bekliyor. Yağmurla arkadaş olmak, ona dokunmak, kendi varlığını yadırgayan şu dünyaya inat ben buradayım demek istiyor. Dakikalarca saatlerce bekliyor adam. Ama bir damla hariç adamın üzerine yağmur düşmüyor. Doğanın kanunu bu ya, sonsuzluğun hiçlikle dostluğu gibi. Aslında var olmayanın gerçekler alemine girmesi, yanılsamaların göz bebeklerinde bir o kadar parlak, bir o kadar nemli, puslu görünmesi ve bütünü isterken elindeki parçaya tutunmak gibi o düşen tek yağmur damlası da umutla bekleyen adamın üzerine düşüyor. O an bir mucize gerçekleşiyor. Kimilerine göre normal bir olay olabilir. Ama o yağmur damlası her şeyi değiştiriyor. Herkese inat, doğanın katı kurallarına, dünyanın acımasızlığına inat düşüyor o adamın üzerine. Gökyüzünden düşen bir damla yeryüzünün karanlığında bir ışık doğuruyor. Hani karanlıkta bir ışık yanıp söndüğü zaman arkasında gözünü kapattığında  o ışığı görmeye devam edersin ya, gözlerin bir an o karanlığı reddeder ya, o an kurtulmak için kilitler açılır işte. Işığı tutabilirsen ama. Yüreğinde hissede bilirsen.
        Bence bırakma. Umudun yokluğu gibi varlığı da zarar verir biliyorum ama. Fedakarlık kelimesinin anlamına bak. Bir parçan gider. Belki bir yerin kanar. Sonra ışık doğar. Yüreğine öyle bir işler ki. Dışarıdan, en başından, belki en sonunda bir şeylere sahip olmanın, yaralarınla, acılarınla, karanlığınla, bir ışığın içinde yaşamanın kıymetini, nefes alabiliyor olmanın kıymetini ve belki de zorluklara inan düşen o yağmur damlasının neler hissettiğini anlarsın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder